ÇEVKO Vakfı Söyleşisinde 2024 Yılında Kritik Eşiği Aşan Küresel Isınma ve Sürdürülebilirliğin İletişim Dili Ele Alındı “2024’te SICAKLIK ARTIŞINDA 1,5 DERECE EŞİĞİNE ULAŞILDI,   HÂLÂ UMUT VAR MI?”

ÇEVKO Vakfı Söyleşisinde 2024 Yılında Kritik Eşiği Aşan Küresel Isınma ve Sürdürülebilirliğin İletişim Dili Ele Alındı “2024’te SICAKLIK ARTIŞINDA 1,5 DERECE EŞİĞİNE ULAŞILDI,   HÂLÂ UMUT VAR MI?”

ÇEVKO Vakfı’nın düzenlediği çevrimiçi söyleşide, iklim krizinin geldiği kritik eşik ve sürdürülebilirlik uygulamaları ele alındı. Bilim insanlarından genç iklim elçilerine uzanan konuşmaların ortak noktası ise netti: “Sistemler kadar anlatım biçimleri de dönüşmeli.”

Uzman sanayi inisiyatifi ve etkin sivil toplum kuruluşu kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın, Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlediği çevrimiçi söyleşiler, 5inci yılında da devam ediyor. 2025 yılının ilk söyleşisi, “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlikteki Son Gelişmeler” başlığıyla düzenlendi ve gelinen son noktada küresel ısınmanın ulaştığı tehlikeli boyutlar masaya yatırıldı.

Moderatörlüğünü Küresel Isınma Kurultayı Komitesi Üyesi, Ekonomi Yazarı Çetin Ünsalan’ın üstlendiği söyleşinin konuşmacıları, ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, ETİ Gıda Çevre Mühendisi Ensar Sakarya, İstanbul Gelişim Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı, RTS Bölümü Öğr. Üyesi Dr. Özlem Tuğçe Keleş ve Bahçeşehir Üniversitesi İklim Elçisi Kamil Koray Eryılmaz oldular. Söyleşinin ana ekseni, çevresel verilerin yanı sıra, iletişim yöntemleri üzerine kuruldu.

“1,5 derece eşiğine ulaşıldı, ama hala umut var”

Söyleşinin açılış konuşmasını yapan ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, 2024 yılı itibariyle dünya ortalama sıcaklık artışının 1,5°C’a ulaştığını belirterek, “İklim krizi, insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sorun. Paris İklim Anlaşması’nda, 1,5°C sıcaklık artışını aşmama hedefi vurgulanıyor, Dünya Meteoroloji Örgütü 2024 yılı verilerine göre dünya ortalama sıcaklığındaki artış 1,5°C dereceyi buldu. Ancak bir yıllık bir dönemde bu eşiğe ulaşmış olmamız, henüz tüm sürecin kaybedildiği ve durumun geri döndürülemez hale geldiği anlamını taşımıyor, yani hala umut var. Toplumsal farkındalığı arttırarak, bilimi, aklımızı ve vicdanımızı kullanarak, sorunun üstesinden gelebiliriz.  Bu konuda hem iletişim ve farkındalık perspektifini, hem de sorumlu sanayi uygulamalarının güzel örneklerini konuşmacılarımızdan dinleyeceğiz. Bizlere umut ve moral veren ise, gençlerin bu konudaki bilinci ve girişkenliğidir.” dedi.

“İklim krizini anlatmak için dili değiştirmek zorundayız”

Dünya genelinde iklim değişikliği ile ilgili iletişimsizlik süreci yaşandığını ifade eden İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Özlem Tuğçe Keleş, “İklim değişikliğinin hayatımızdaki etkilerini üç aşağı beş yukarı biliyoruz, farkındayız. Fakat bize o kadar uzak ifadelerle, uzak tanımlarla, uzak söylemlerle anlatılıyor ki, sonuçları doğrudan bizi etkilemeyecek bir şeymiş gibi konumlandırılıyor. Oysa bu, insanlık tarihiyle iç içe bir konu. Mısır’daki hiyerogliflere baktığınızda insanların sellerden nasıl etkilendiğini, nasıl kaçıp hayatta kalmaya çalıştıklarını, toprağa karşı verdikleri mücadeleyi resmettiklerini görürsünüz. Ya da Maya uygarlığının neden göç ettiğini anlamak istiyorsanız suyla olan ilişkisine bakarsınız. Tüm göç hikayeleri, suyu kaybetmeleri üzerine yazılmıştır. İklim değişikliği, bugün olduğu gibi tarih boyunca da göç etmemize ya da toplumsal kırılganlıkların artmasına neden olmuştur.” şeklinde konuştu.

İklim ve çevre problemleriyle ilgili çalışmalarda, iletişim ve haberleştirme dilinin, başlık ve kelime seçimlerinin önemine dikkat çeken Dr. Özlem Tuğçe Keleş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Elbette çevre bilimciler, fizikçiler ve iklim uzmanları önemli çalışmalar yapıyor, ama sayılarla toplum arasında bir bağ kuramadığımız sürece duyarlılığı kaybediyoruz. İklim değişikliği; evimizin önündeki ağaçla, musluktan akan suyla, tenceremize koyacağımız gıdayla doğrudan ilgili. Bu konuda yapılan haberler kaygı duymamıza sebep olsa da gördükten sonra unutuyoruz çünkü ertesi gün hayat yine devam etmek zorunda. İşte bu yüzden iletişim çerçevesini kurarken, insanlara korku yerine sorumluluk duygusu vererek, empati kurdurarak anlatmak gerekiyor. Avrupa Birliği’nin ya da Yale Üniversitesi’nin yaptığı gibi ‘senin de payın var, çözümde rolün olabilir’ diyebilen bir dil kurmalıyız. Türkiye gibi kırılgan grupların yoğun olduğu, iklim göçü riski taşıyan ülkelerde yerel anlatılar şart. Medya dilini değiştirmediğimiz sürece iletişim stratejileri işe yaramaz. Örneğin, “can kaybı yok” derken doğayı, ağacı, toprağı görmezden geliyoruz. Dijital platformlar, Antroposen sineması gibi yeni anlatımlar geliştiriyor ama yine de sorumluluğu hep başkalarına yüklüyoruz. Oysa İstanbul gibi şehirlerde bizlerin karbon ayak izi oldukça büyük. Hatta 1 dakikalık yapay zekâ kullanımı bir evin bir aylık elektrik tüketimine eşit olabilir. Ama bunu konuşmuyoruz. Haber dili, film dili, sosyal medya dili değişmeli. Daha sahici, empati kuran, insana dokunan bir iklim iletişimi şart. Çünkü iletişim, başkasının ayakkabısını giymeyi bilmektir; ama biz hâlâ hep kendi ayakkabımızla yürüyoruz.”

Sanayi ve Sürdürülebilirlik: Eti’nin Modeli

Söyleşinin sanayi boyutunda söz alan ETİ Gıda Çevre Mühendisi Ensar Sakarya, firmanın karbon ayak izini üç kapsamda ölçtüklerini paylaştı. ETİ Gıda bünyesindeki yenilenebilir enerji kullanımı ve 8.6 MW’lık çatı GES santrali hakkında da bilgiler verdi.  ETİ Gıda’nın sadece üretim değil, atık yönetimi ve döngüsel ekonomi alanında da çeşitli uygulamaları hayata geçirdiğini anlatan Sakarya: “Sürdürülebilirlik bir sertifika işi değil, bir kültür meselesi, Yönetim Kurulu kadar mavi yakalı personelin de sürece dâhil olduğu bir model oluşturmaya çalışıyoruz.” dedi. ETİ’de sürdürülebilirliği, geleneksel marka sloganımızdan hareketle, gezegenimiz, insan, işimiz ve geleceğimiz için mutluluk bağlamında, Çevre, İnsan, Değer Zinciri, Yenilikçi Dönüşüm başlıkları ile ele alıyoruz.” dedi. Ensar Sakarya, ETİ Gıda hakkında bilgilerin yanı sıra, tüketici ve teknoloji trendleri üzerine bilgiler vererek başladığı konuşmasında, sürdürülebilirlik konusuna ve boyutlarına, ETİ bünyesinde sürdürülebilirliğin nasıl ele alındığına da değindi. Ensar Sakarya, ETİ’de yaşam ve çalışan mutluluğu, ETİ’de kariyer ve staj fırsatları konu başlıklarında da bilgiler aktardı.

Gençlerin sahada kurduğu yeni dil: “Etkinlik değil, etki”

Bahçeşehir Üniversitesi İklim Elçisi Kamil Koray Eryılmaz ise gençliğin sadece “iklim için kaygı duyan bir grup” değil, aynı zamanda çözüm üreten bir aktör olduğunu ifade etti. Azerbaycan’da düzenlenen COP Zirvesi’ne de katılan Eryılmaz, gençlik katılımının sembolik değil, yapıcı olduğunu vurgulayarak, “Gençler masa başında değil, sahada iş üretmek istiyor. Bu yüzden markaların sadece konuşması yetmiyor, etkinlik sonrası da bizimle temas kurmaları, süreçlere dahil etmeleri gerekiyor.” dedi.

Krizi Anlatmak için Krizin İçinden Konuşmak Gerek

Gençlik, sanayi, akademi ve sivil toplumun farklı dillerle ama ortak bir kaygıyla buluştuğunu; iklim krizi ile mücadelede sadece teknik bilgi paylaşımının değil, anlatım biçiminde dönüşümün de gerekli olduğunu bir kez daha gözler önüne seren ÇEVKO Vakfı “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlikte Son Gelişmeler” söyleşisi, etkili bir iklim iletişimi için atılmış önemli adımlardan biri olarak kayda geçti.

ÇEVKO Vakfı’nın Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle hazırladığı “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlikteki Son Gelişmeler” başlığını taşıyan söyleşiyi, ÇEVKO Vakfı’nın YouTube kanalından da izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=BcDru_oQAbA

Şurada paylaş:

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir